İstanbul’da Müzik

“Bedenin her zerresinden bir feryat duy, bir inilti işit;
Çünkü sen büyük bir şehirsin;
Belki de bir şehir değil, binlerce şehirsin sen.Her şey sensin; her şeyden öte ne varsa o da sensin;
O da senden ibaret. ”

Merhaba ilk yazımda sizlere İstanbul üzerine yazılmış bazı türkülerin hikayelerini anlatmak istiyorum.

Üsküdar’a Gider İken

İstanbul Radyosu’nun yıllarca sinyal müziği olan Katibim türküsü, Kırım harbi içinde, Abdülmecid zamanında çıkmıştır. İkinci Mahmut devrinde askerlere Avrupai kıyafetler giydirilmiş ancak sivil memurlar bu konuda serbest bırakılmışlardır. Abdülmecid, İstanbul içindeki her memura setre ve pantolon giydirdi. Mutaassıp kesim de bu olayı dillerine dolayıp “gavur mukallitliği” dediler ve pantolonla sokağa çıkmayı iç çamaşırıyla çıkmakla bir tuttular, özellikle de genç eli yüzü düzgün katipler büsbütün dile düştüler. Selimiye kışlası, Kırım Harbinde müttefikimiz olan İngilizlere hastane olarak tahsis edilmişti.

İngiliz ordusundaki İskoç alayını kısa eteklerle gören halk bu askerlere “çamaşırsız asker” lakabını takmıştı. Bu alay şarka hareket ederken, bir İskoçyalı bestekar bu birlik için bir marş besteledi. Bir İstanbul külhanisi de Selimiye Kışlasının Üsküdar yolu üzerinde olmasından esinlenerek ve çamaşırsız askerler için yazılan marşın müziği kullanarak katiplerle dalga geçmek için “Üsküdar’a Giderken” türküsünü yazdı.

Daha sonraları çalgılı küçük konsol saatleri çıktı. Bu saatler ilk olarak Türkiye’ye İskoçya’dan geldi ve İskoçlar bu saatlere aynı marşın müziğini koymuşlardı. Bu saatler İstanbul’da “katibim türkülü saat” adı altında satıldı. Ve neredeyse almayan kalmadı.

Gemilerde Talim Var

İstanbul Kasımpaşa’ya bahriyeli olarak askerlik yapmaya gelen Recep Öztürk, İstanbullu bütün kızların hayranlık duyduğu bir gençtir. Herkesin aşık bu olduğu bu gence amiralin kızı da aşık olur. Aşkından Recep’in peşinde dolanıyor olsa da Recep bu kıza yüz vermez.

Askerlik görevi bitip memleketine dönen Recep’in peşinden amiral ve kızı giderler. Burada Recep’in kardeşleri ile karşılaşırlar. Genç kızın evlenme isteğini kardeşlere söylerler. Ama bu kardeşler kızı engellemek zorunda kalırlar. Recep’e kavuşamayan genç kız İstanbul’a dönmek zorunda kalır. Çünkü acı bir gerçek varlığını gösterir, Recep evlidir ve çocukları vardır. Bunun üzerine genç kız aşkını dile getirmek için meşhur türkünün sözlerini yazar. Türkü hikayeleri arasında yine aşk temalı olan “Gemilerde Talim Var” günümüze kadar ulaşmış sevilen bir eser olarak varlığını sürdürmektedir.

Ada Sahillerinde Bekliyorum

İstanbul şarkıları düşünüldüğünde akla ilk gelen eser olan “Ada Sahillerinde Bekliyorum” melodisiyle olduğu gibi hikâyesiyle de göz dolduruyor. Filmlerde karşımıza çıkan zengin kız fakir oğlan hikayesi burada gerçek yaşanmışlıklarla bir şarkının sözleri olarak işlenmiş.

Zengin bir ailenin kızı olan Şadiye ile fakir bir genç olan Suat, birbirlerine Ada’da aşık olurlar. Suat, Ada’nın yerlisidir, Şadiye ise ailesiyle yazlığa gelmiştir. Suat ve Şadiye bu kadar aşıkken Şadiye’nin zengin babası onların beraber olmasına onay vermez. Çünkü Suat fakirdir ve konağın biricik kızına layık değildir.

Olaylar böyle seyrederken Şadiye ve ailesi Ada’dan ayrılır. Birbirinin hasretiyle kavrulan bu iki genç mektuplaşırlar. Suat Ada’da sevdiğini bekler. Özlemin ağır bastığı, umutların tükendiği bir akşam da Suat daha fazla dayanamaz. Ada’nın engin denizlerine bırakır kendisini. Yaşamına son veren bu gencin adına bir mektup gelir ertesi gün. Şadiye’dir mektubu yazan. İki gencin mutsuzluğunu hazırlayan baba ikna çabalarının sonucunda evlenmelerine izin vermiştir.

Ne yazık ki geç verilen bu karar sonsuza kadar ayırmıştır iki genci. Ancak aşkları “Ada sahillerinde bekliyorum “türküsüne hayat vermiştir.

Beyoğlu’nda Gezersin

İstanbul türküleri arasında yeralan bu eserin de öyküsü bir rivayete dayanmaktadır. Eski İstanbul döneminde kavuşamayan birçok aşık genç olduğunu hikâyelerden biliyoruz. Yine kavuşamayan ama birbirini çok seven bir genç kız ve bir genç delikanlının hikâyesidir bu şarkı.

Kavuşamayan bu çift dönemin şartları gereği birbiriyle görüşemezmiş. Bu sebeple kendilerine bir çıkar yol aramışlar. Her gün aynı saatte Beyoğlu’nda buluşup buradan geçerken birbirlerine bakarlarmış. “Beyoğlu’nda gezersin, Gözlerini süzersin” diye başlayan türkü de bu aşık gencin kaleminden çıkmış.

Entarisi Ala Benziyor

Entarisi Ala Benziyor’un kaynak kişisi Veli Kanık’tır. Kaynak kişilik müessesesinin yüzlerce mizah hikâyesine konu olabileceğini de bilenler bilir. Bu İstanbul türküsünün sözlerini ciddi ciddi anlamaya gayret ettiğinizde işin içinden çıkamazsınız. Entarisi ala benzeyen, şeftalisi bala benzeyen bir karakter var ortada… Ama bu hikâyeyi anlatan kişinin yâri, kendisine benziyor ve aynı zamanda imkânsız bir aşk var ortada. Çünkü söz konusu kişi (kimse?) Nişanlı. Hatta üstüne üstlük kaytan bıyıklı ve delikanlı. Hal böyle olunca, “Şekerli misin vay vay, kaymaklı mısın vay vay!” diyerek oynuyoruz ve türkü sona eriyor.

Türkünün bir de hikâyesi var. Devir Osmanlı devri. Reşadiye harp gemimizin kızaktan indirilişi töreninde bulunmak üzere ingiltere’ye davet edilen Türk heyeti, törende güç bir durumla karşılaşmış. İngiliz denizcileri kendi milli marşlarını okuyunca bizimkiler ne yapacaklarını şaşırmış. Çünkü Osmanlı’nın bir milli marşı yok. Çarkçıbaşı duruma el koymuş;

— “Entarisi Ala Benziyor” u biliyor musunuz?
— Biliyoruz.
— Hep beraber:
- “Entarisi ala benziyooooooor !
Sultan Reşat bana benziyooooooor!

Bu hikâye Ethem Üngör’ün 1966’da yayınlanan “Türk Marşları” adlı kitabında anlatılıyor. Eğlenceli ve trajikomik bir hikâye ama gerçekten yaşanmış mı ben bilemem. Reşadiye zırhlısı, Osmanlı donanması için İngilizlere sipariş edilen üç savaş gemisinden biri. Reşadiye tamamlanmış ama ona da I. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine Britanya tarafından el konulmuş. Neyse, doğru ya da yanlış hikâye güzel bir hikâye…

Bu seferlik bu kadar. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Sevgiler…
Selamlar…

Cemil Sağyaşar
BESMEK Müzik Sanatları Zümre Başkanı