Kim Demiş Masallar Gerçek Olmaz Diye

Başka bir dil öğrenmek başka bir insan olmak gibidir.

Haruki MURAKAMİ

Haruki Murakami’nin bu muhteşem sözü gerçek anlamıyla hayatıma dokunduğunda üniversite 2. sınıf öğrencisiydim. İngilizce ile eğitim hayatım dolayısıyla çoktan tanışmış ama henüz teorik birtakım bilgiler ve dersler arasında kaybolmuş durumdaydım. Okul hayatımı sürdürürken bir yandan da farklı günlük işlerde çalışıyordum. Bir gün konferans aralarında kahve ikramı işi için İstanbul Teknik Üniversitesine gittim. Konferans dünyanın birçok farklı ülkesinden fizik, kimya, matematik gibi farklı disiplinlerden gelen profesör, doçent, doktor gibi önemli unvanlara sahip hocalara sahiplik ediyordu. Ben de doğal olarak konferans aralarında üniversitede görev yapan akademisyenlerin, öğrenim gören öğrencilerin saygıyla eğildiği bu bilim insanlarıyla iletişim kurarken İngilizce cevap vermek durumundaydım. Bunu yaparken karşılıklı olarak inanılmaz keyif alıyorduk, hatta bu değerli bilim insanlarına İngilizce olarak fıkra anlatmaya çalışıyor, onları güldürüyordum. İlerleyen saatlerde bu durum, İTÜ hocalarının dikkatini çekmiş olmalı ki akşam boğazda verilecek olan akşam yemeği programına hem davet edildim hem de iyi bir ücret karşılığında İngilizce bilgilendirme yapmam istendi. İçimde git gide büyüyen bir coşku vardı. Heyecanla bana sunulan daveti ve işi kabul etmiştim. Etkinliğin yapıldığı gemiye geldiğimizde bizleri, ellerinde beyaz eldivenleri ve papyonlu kıyafetleriyle garsonlar eğilerek karşıladı. Kendimi, gündüz bir külkedisi iken bir anda prensin akşam verdiği baloya davet edilmiş Sindirella gibi hissediyordum. Boğaziçi Köprüsü‘nün muhteşem ışıkları altında oturtulduğum masada karşımda Çinli bir fizik profesörü ve hemen yanımda Alman bir matematikçi ile yaprak sarması hakkında eğlenceli bir sohbete başlamış, yemeğin bizim geleneksel yemeğimiz olduğundan, Türk kültüründen ve Türk insanının misafirperverliğinden bahsediyordum. Daha sonra eğlence için geminin güvertesine çıktığımda Japon bir bilim insanı yanıma yaklaşıp eliyle ‘Bu harika yapı da nedir böyle, harika görünüyor’ dedi. Ben de ona o binanın Dolmabahçe sarayı olduğunu, Atatürk’ün hayatının son zamanlarını orada geçirdiğini ve bunun dışında Dolmabahçe’ nin bildiğim kadarıyla mimari ve tarihi yapısından bahsettim. Gözlerini hiç ayırmadan pür dikkatle beni dinlediğini söyleyebilirim. Sözlerimi bitirdikten sonra rengârenk ışıklar, görkemli boğaz manzarası ve müziğin eşlik ettiği o anlarda uzun uzadıya uzaklara baktım. Dünyanın evrensel dili olan İngilizceyi öğrenmenin, bilmenin hayatıma kattığı o harika dokunuşu ilk defa bu kadar anlamlı ve gerçekçi biçimde hissediyor ve yaşıyordum. Farklı kültürlerden ve milliyetlerden gelen bu önemli insanlarla çeşitli konular üzerine İngilizce bilmekten ötürü yapabildiğim hoş sohbetler bana kendimi elimde sihirli bir güç varmış gibi hissettirmiş ve hayat bunu belki de ilk defa kullanabilmeyi bana gösteriyordu.

İngilizce bilmek, sadece kendi çevremde bulunan sınırlı sayıda kişinin dışına çıkıp bana tüm dünyaya ulaşabilme cesareti vermişti. Gece bittiğinde kalbimde tarifsiz bir mutluluk, güç ve keşfetme arzusuyla doluydum. Camdan ayakkabımın tekini merdivenlerde düşürmüş olmanın hiç önemi yoktu çünkü o büyülü dünyaya adım atmıştım bir kere. Shakespeare’in çok sevdiğim bir sözü olan,

‘Hayat bir tiyatro sahnesidir ve hepimiz birer oyuncuyuz’ sözünü hatırladım ve İngilizce bilmenin aslında insanı dünya sahnesine çıkaran maddi ve manevi en önemli araçlardan biri olduğunu kavradım. Şimdi yıllar sonra, yıllar önce girdiğim bu büyülü dünyanın bana aşıladığı güç ve tutkuyu bir İngilizce öğretmeni olarak, BESMEK aracılığı ile her yaştan, her gruptan, her milliyetten, dinden ve kültürden gelen öğrencilerime bulaştırmaya ve aktarmaya devam ediyorum. Yeni bir dil öğrenmek, yüzümüzde beliren o kocaman anlamlı gülümsemelerin ve mutluluğun başka insanlara bulaşması gibi kıymetli bir şey, bunu çok iyi biliyorum. Hele ki Türkiye gibi sürekli değişen ve gelişen bir ülkede evrensel bir dil olan İngilizceyi bilmek, kendi masalımızın, hedeflerimizin, hayallerimizin kahramanı olmamıza büyük oranda fayda sağlarken, ülkemizi dünya sahnesinde temsil etme açısından da çok farklı noktalara taşımamıza yardım edecektir.

En azından yaprak sarmasının Osmanlı mutfağına ait bir yemek olduğunun ateşli bir savunucusu olabilirsiniz diyor ve sözlerime ince bir mizahla son verirken, sizleri ‘İngilizce bilmek size nasıl hissettiriyor?’ soruma karşılık bazı öğrencilerimin verdiği cevaplarla baş başa bırakıyorum.

I m felling very good
"Çok iyi hissediyorum"

It‘s a great feeling to speak and understand a language other than one‘s own. Thank you
"Bir dili konuşabilmek ve anlamak harika bir duygu"

I feel elevated, curious and stimulated
"Kendimi meraklı ve canlı hissediyorum"

I feel like renewed while learning english. I can talk more easily. I love english
"Kendimi İngilizce öğrenirken yenilenmiş hissediyorum. Daha kolay bir şekilde İngilizce konuşabiliyorum. İngilizceyi seviyorum"

when I learned English, I started feeling more confident. I think, knowledge is very important power
"İngilizce öğrenmeye başladığımda daha özgüvenli hissetmeye başladım. Bilgi en büyük güçtür."

Tuğba Gölgeci
BESMEK Yabancı Diller Bölümü Öğretmeni